14.12.09

Arıcılığın dünü ve bugünü

Arıcı Metin'in değerli izleyicileri sizlere iki haber sunacağım.
Birinci haber Anadolu'daki arıcılık tarihinin yeniden yazılmasını sağlayacak kadar önemli; ikinci haber ise Türk arıcılığının içler acısı durumunu ortaya koyuyor... Bu iki haberi okuduktan sonra yorum yapmak size ait...
Yolculuk dergisinin Aralık sayısında okuduğum haber, Halk Kültürü araştırmacısı Öznur Tanal'ın çalışmaları sonucu ortaya çıkıyor.. Gazeteci Yusuf Yavuz sayesinde haberdar oluyoruz; Öznur Tanal ve Gökhan Tan'ın fotoğrafları ile haber görüntüleniyor..
"Son Serenler Koruma Altında
Elmalı'ya 11 kilometre uzaklıktaki Büyüksöğle köyünde bulunan tarihi arı kovanları 'Serenler' koruma altına alınıyor. Lykia lahitlerine benzerliğiyle dikkat çeken ve yalnızca Antalya bölgesinde bulunan bu ilginç yapılar kültür mirası envanterine kazandırılarak yok olmaktan kurtarılacak.
İki yıl önce bölgede yaptığı çalışmayla Serenlerin tarihi, mimari ve kültürel özelliklerini belgeleyen Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Halk Kültürü Araştırmacısı Öznur Tanal, Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na bir dilekçeyle başvurarak serenlerle ilgili yaptığı çalışmayı iletti.
Dilekçesinde tarihi ve kültürel özelliklerini aktardığı Serenlerin koruma altına alınmasını talep eden Tanal'ın başvurusunu dikkate alan kurul uzmanlarınca yerinde yapılan incelemenin ardından Serenlerin korunmasını öngören dosya kurula sunuldu. 28-29 Eylül 2009 tarihlerinde yapılan kurul toplantısına dosyayı inceleyen kurul üyeleri, Serenlerin tescil edilerek koruma altına alınmasına karar verdi.
Şimdilik iki Seren koruma altında
İlk aşamada Büyüksöğle köyündeki Avdancık mevkiinde bulunan iki adet Seren'in tescillenerek koruma altına alındığı bildirilirken, Korkuteli İmecik Susuzu ve Kumluca Dereköy'de bulunan Serenlerin de kısa zaman içinde tescillenerek korumaya alınacağı öğrenildi. Koruma altına alınan Serenlerin çevresinde 27 ila 30 metrelik koruma alanı oluşturuluyor.
Likya lahitlerine benzerliğiyle dikkat çeken ve sivil mimarinin şaşırtıcı örneklerinden biri olan Serenlerin tarihi 17. yüzyıla kadar uzanıyor. Elmalı'nın Büyüksöğle köyü dışında, Korkuteli İmecik Susuzu, Saklıkent Yazır Güzlesi, Kumluca Çakmak Yaylasıyla Göldağı eteklerinde ve Beydağlarındaki Ziyaret Tepesi eteklerinde son örnekleri bulunan Serenler, arılar için bir çeşit sığınak işlevi görüyor. Günümüzde artık kullanılmayan bu ilginç yapılar hakkında bilgi veren Halk Kültürü Araştırmacısı Öznur Tanal, şunları söyledi:
'Taş ve ardıç dilmeleriyle üç-dört metre yüksekliğinde ve iki metrekare genişliğinde dörtgen olarak örülen ana gövdenin iki metresinden sonrası yapının ardıç kalaslarla örtülü üst kısmına çıkılan bir odadır. Tamamı 6 metreyi bulan Serenler, arıları ve balı, başta ayı olmak üzere vahşi hayvanlardan ve kötü hava koşullarından korumak amacıyla yüksek yapılmıştır. Çatının sağında ve solunda ardıçtan oyulan boru şeklindeki karakovanlar sıralanır.'
Serenler lahitlerden farklı olarak kesme taş ve Anadolu insanının “Şah” diyerek kutsadığı efsane ağaç ardıçtan yapılır. Taş ve ardıç dilmeleri ile 3 - 4 metre yüksekliğinde ve 2 m2 genişliğinde dörtgen örülen ana gövdenin bitiminde yapı ardıç kalaslarla örtülür. Onların üstüne yine içi oyularak boru şekli verilmiş ardıç kütüklerden yapılmış kovanların üst üste yığılarak kubbe biçimli çatı oluşturulması suretiyle tamamlanır.
Suyun, çiçeğin, arının ve yaşamın bol olduğu zamanlarda burada güze kadar toplanan ballar petekleriyle birlikte kesilip kaplara doldurulur, karşılarına çıkan insanlara ekmeklere çala çala ya da kaplarına doldurup dağıta dağıta köye gelinirmiş.
Şimdi eteklerinde özgür yılkı atlarının estiği serenlerin kiminin çatısı uçmuş, kimi tam tekmil ayakta ama susuz kuyular gibi birer hayalet durumundalar çünkü arıları gitmiş, balı bitmiş. Buna paralel olarak paylaşım, vefa, koruma ve şifa da.
Arıcı Metin'in değerli izleyicileri; ikinci haberimiz de Zaman Gazetesi'nden.. 3 Kasım tarihli bu haberi biraz kısaltarak size aktaracağım;
"Dikkat, sahte bal artıyor
Türkiye'nin birçok bölgesinden Muğla'ya çam balı üretimi yapmak için gelen yaklaşık 4 bin arıcının birçoğu, ballarını satamadı.
Memleketlerine dönemeyen üreticiler, elektriksiz ve susuz çadırlarda mücadele veriyor. Sahte balların piyasayı altüst ettiğini vurgulayan balcılar, yetiştirici birliklerinin hiçbir çalışma yapmadığını öne sürüyor.
Adana Kozan'dan Milas ilçesi Pınar köyüne gelen 49 yaşındaki Güngör Can; "110 teneke mahsulüm elimde kaldı. İki aydır buradayız, beş kuruş paramız yok. Yetkililere sesleniyorum, sahte ballara çözüm bulsunlar. 225 lira olan balın tenekesi, şimdi 2 ay vadeli 100 lira. Buraya 2 bin liraya geldim, 2 bin lira da geri gitmek için nakliye vereceğim, 750 lira da yer parası ödedim. Memleketime dönecek param kalmadı."
Sivas'tan bir ay önce bin 300 kovan arısıyla gelen Taki Aktürk (50); "Bir teneke bal 27 kg ve 80-90 lira istiyorlar. 9-10 firma, arıcıların üzerinde oyun oynuyor. Bunlara da üst birlik ve birlikler yardımcı oluyor, bizi peşkeş çekiyorlar." diye konuştu. Sağlık ile Tarım bakanlıklarından izinli sahte balların piyasada bal şurubu olarak satıldığını iddia eden Aktürk, "Bu ürünler glikozdan başka bir şey değil. Bütün otellerde de satılıyor. Birlikler bunlara göz yumuyor." şeklinde dert yandı.
Eski Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Mustafa Sarıoğlu Marmaris'teki bir turizm tesisinden aldığı sahte balı göstererek, "İşte size sahte bal. Siz yok diyorsunuz, ben buldum." dedi. Sarıoğlu'na göre, Marmaris'te turistlere gerçek bal yediren sadece iki tesis var. Marmaris ve Antalya'daki turizm konaklama tesislerinin yüzde 98'i, tağşişli (karışım) ürünler tarafından işgal edilmiş vaziyette. Anadolu'da çarşı ve pazarların tağşişli ürünlere teslim olduğunu öne süren Sarıoğlu, "Arıcıların ballarını satamamasının birinci sebebi, 25 bin tonu aşan tağşiş ve taklit ürünlerdir. Geçmişte yakalanan tağşişli ve sahte ballar, hâlâ yediemin depolarındadır. Bunların imha edilmediğini gören Avrupalı tüccarların Türkiye'den bal alması düşünülemez." şeklinde konuştu.
Evet değerli izleyiciler, birinci haberimiz Arıcılık tarihinin yeniden yazılmasını sağlayacak kadar önemli... Osmanlı döneminde Kastamonu'da yapılan "Balkapanı hanı" fotoğrafını daha önce yayınlamıştık... Şimdi de tarihi 17'nci yüzyıla uzanan Serenlerin fotoğrafları ortaya çıktı.. Ama ne yazık ki serenlerin bulunduğu bölgeye gelen turistler doğal, hakiki balı değil de sahte balı yiyerek ülkelerine dönüyorlar.... Bu açıdan baktığımızda ikinci haber de arıcılarımızın içinde bulunduğu zor durumu ve vatandaşın niçin bal tüketmediğini anlatacak kadar önemli... Avrupada kişi başına bal tüketimi ortalama üç kilogram iken Türkiye'de 300 grama düşmesinin tek nedeni her halde ekonomik sıkıntılar değil..
Arıcı birlikleri görev başına... Bir yandan bulunduğumuz bölgelerde kendi tarihimize sahip çıkalım; bir yandan da mevcut arıcılarımızın sorunlarına çare bulmaya ve doğal olarak vatandaşların gerçek arıcılarla buluşup hakiki bala ulaşmalarını sağlamaya çalışalım...

2 yorum :

Mehmet Gündoğdu dedi ki...

metin bey paylaşımınız için sağ olun
eline sağlık
bu işe dur denmeli arıcı birlikleri görev yapmalı bence

tekin nasuhoğlu dedi ki...

Hemşerim yazını okudum dünyayanın
hiç bir yerine gıda ile bu kadar
oyunmu desem yok resmen terörizm demek lazım Allah yardımcımız olsun insanlar şifa bulmak için bal tüketirken zehir yediğinin farkında değil

saygılarımla