1.10.17

APİMONDİA 2017

Arıcılık dünyasında Apimondia 2017 fırtınası esiyor ama bu fırtınadan Türkiye'nin haberi yok. Taksim-Harbiye yöresinde çantası nedeniyle dikkat çeken bir kaç kişi dışında; İstanbul'un bile haberinin olmadığı kongre tüm hızıyla devam ediyor.
Dünyanın bir çok köşesinden gelen arıcılar; bilgi-teknoloji alışverişi yapıyor. Ancak bir gözlemimi söyleyeyim; Muğla Arı Yetiştiricileri Birliği'nin iki yılda bir düzenlediği kongre, biz arıcılar için Dünya arıcılar kongresinden daha yararlı oluyordu. Kongre salonunda sınırlı süre arıcılarla bilim adamlarının karşılaşması için yeterli olmadı. Muğla'da; yemek-konferans ve otel üçlüsü; arıcılarla hocalara çok daha fazla zaman sağlıyordu. Bu kongrede hocalarla arıcıların arasına sanki gizli bir duvar çekildi. Belki bilimsel tartışmalar; hocalar için daha yararlı oldu ama arıcıların bundan haberi olmadı.
Tabii durum böyle olunca; arıcılık sektörünün tedarikçi firmaları ile arıcılar daha fazla karşı karşıya gelebildiler. Kongre merkezinin fuarının bazı bölgeleri Çin firmalarınca işgal edilmiş gibiydi. Çin, arıcılık sektöründeki birinciliğini, fuar alanında da gösterdi sanki. Ancak Türk firmaları da dışa açılmaya-rekabete hazır gibiydi. Bir önceki yıl Türkiye için ürün hazırlayan bir firmamız; sırf yabancıların tercihine uyduğu düşüncesi ile bu yılki fuarda yeni ve farklı ürünler çıkarmıştı.

BALIMIZIN DOĞALLIĞI TASDİK EDİLDİ
Kongrenin beni ilgilendiren bir yanı da bal yarışması idi. Çiçek balı, poliflora dalında yarışmaya katıldık. En fazla yarışmacının katılmış olduğu bu dalda birinciliği Çin alırken; bize bir derece çıkmadı. Dereceye girmek, bu yıl nasip değilmiş. Tabii jüri üyelerinin damak tadının da etkin olduğu bu yarışmada, tek tesellimiz; balımızın doğallığının tescil edilmesi oldu. Yarışmaya katılan ballarda; ilaç, pestisit kalıntısı bulunması halinde; yarışmacıyı temsil eden barkoda ya bir çarpı çekilmiş, ya da barkod karalanmıştı. 350'den fazla balın katıldığı yarışmada; üzerimize çizik atılmaması; yani balımızda kalıntı bulunmaması, balımızın doğallığının tescili tesellimiz oldu.

Ancak; sadece bizi değil, tüm yarışmacıları üzen konu; yarışmaya katılan balların analiz sonuçlarının yarışmacılara verilmemesi oldu. Biz bal örneklerimizi göndererek, hem yarışmaya katılım sağlıyor, hem de bölgemizdeki bal ve flora bilgisini ilgili kuruma ulaştırmış oluyoruz ama; analiz sonuçlarının bize verilmesi çok görülüyor.
KONGRENİN EKSİLERİ
Dünya çapında düzenlenen böyle bir kongreye yakışmayacak bir davranış da; izaz-ikram faslının yok denecek derecede zayıflığı idi. Fuarı gezen katılımcılar, ya da bir salondan öbür salona geçen arıcılara molalarda doğru dürüst ikramda bulunulmadı. O zaman arıcılar da kongre binası dışına çıkarak kendi başlarının çaresine bakmak durumunda kaldılar. Bunun sonucu da toplantılara katılımın düşük olması oldu.


TIBBİ AROMATİK BİTKİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Ancak karamsar olmayalım. Bu kongrenin en şanslılarından biri, yine ben olmuş oldum. Bölgemizdeki bitki örtüsünü zenginleştirmek için çalışırken; tıbbi ve aromatik bitkilere ağırlık veriyorum. Tıbbi-aromatik bitkiler, balın şifa özelliğini arttırmaya yararken; bu bitkilerin değerlendirilmesi yolu da açılıyor.
Örneğin bu yıl Lavanta ve Aynı Sefaya ağırlık verdim. Geçtiğimiz yıl da çörek otu ekimine önem vermiştim. İyi olacak hastanın ayağına doktor gelir atasözü, benim için geçerli oldu sanki.
Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın Kongre Fuar merkezinde açmış olduğu stand, tam da benim aradığım standdı. Afyonkarahisar Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Merkezi Müdürlüğü kimyagerlerinden Kübra Özyürek hanımla tanışma şansım oldu. Kendisinin çalışmalarında kullanacağı balmumu hakkında bazı önerilerde bulundum. kendisi de bana; aynı safa kremi, sarı kantaron kremi, aynı safa yağı, sarı kantaron yağı gibi konularda bilgi verdi. Yani sizin anlayacağınız bu kongre bana en azından bir konuda çok çok yararlı oldu.
Kongre devam ediyor ama biz dönüş yoluna çıktık bile. Çünkü: Bademlerin toplanması zamanı geldi ve yağan yağmurlar, bademlerin ıslanıp-nemlenip küflenmesine neden olabilir. ABD seyahati öncesinde tüm bademlerin toplanıp serilip kurumaya bırakılması gerekiyor.

 









8.9.17

Arıcı Metin'in değerli izleyicileri.
Sabırla beklediğiniz balların bu yılki dağıtımı tamamlanmak üzere. Güveninizle gelişen süreçte; sipariş olarak verdiğiniz balların büyük bölümünü dağıttık.
Dağıtım sürecinde petekli ballarımızın tamamı bitti. Propolis ekstraktını da tükettik. (yeni parti propolis ekstraktı hazırlanması, artık kışın yapılacak)
Süzme bal siparişlerini de kısa sürede tamamlamaya çalışacağım. Çünkü Eylül sonundan itibaren yolculuk sürecim başlıyor.
29 Eylül 4 Ekim arası İstanbul'da yapılacak olan 45. Apimondia kongresine katılacağım. Arjantin'den Japonya'ya; Avustralya'dan Kanada'ya, Rusya'dan Güney Afrika'ya dünya arıcılarını bir araya getiren Apimondia kongresine katılmak, arıcılık alanındaki gelişmeleri, çalışmaları yakından izleyebilmenin en iyi yolu bu kongreye katılmak.
Kongrenin ardından, eşimle birlikte, ABD'ne kızımın yanına uçacağız inşaallah. Tabii bu seyahatin dönüşü Aralık ayının ortalarını bulacak.
Bu yüzden Eylül sonu için sipariş veren arkadaşlarıma bu durumu hatırlatmak istedim.

Süzme bal satışlarına da (tabii elde kalırsa) Aralık ayında devam etmeyi planlıyorum.

10.8.17

Bal Hasadına Başladık


Arıcı Metin'in değerli izleyicileri, sonunda, bal hasadına başladık.
Önümüzü göremediğimiz için, bugüne kadar sipariş de almadık. Sipariş alıp mahcup olmaktansa, gecikmeyi tercih ettik.
Şanssız bir sezon geçiriyoruz. Beklediğimiz kadar bal alamayacağımız netleşti. Ancak bilinen bir şey var ki; biz balımızın çok olması için değil; doğal olması için uğraş veriyoruz. Arıcı Metin Güç birliği ekibi olarak, bu yıl arılarımızda, varroa mücadelesi de dahil, hiç bir kimyasal ilaç kullanmadık.
Bal fiyatlarını da bugüne kadar açıklamadık. Çünkü: Ürün bol olsa idi çok az bir zamla yetinecektik. Ancak kargo ücretlerinin yüksek olması da daha fazla zam yapmamızı engelledi ve fiyatı 85 tl olarak belirledik. Süzme bal veya petekli bal için de net bir kilogram bal 85 tl. Petekli balı, Ankara dışına kilogramlık kutularda gönderebiliyoruz.
Sipariş kayıtlarına da bu duyurunun ardından başlıyoruz.











24.7.17

TEŞEKKÜR

Arıcı Metin'in değerli izleyicileri. Geçtiğimiz hafta göndermiş olduğumuz kargolarla polen satış sezonunu tamamlamış olduk. Bal ile beraber almak isteyen arkadaşlarımızın siparişleri isimlerine ayrıldı. Her yıl, sağlık sorunu olanlar için ayırmış olduğum az miktarda polen dışında polenim kalmadı.
Bu arada su bazlı propolis ekstraktının satışını da tamamlamış durumdayız.

Polen ve propolis ekstraktı talebiniz için teşekkür ederim. Bundan sonra bal hasadına hazırlanıyoruz. Nasipse Ağustos ayı içinde bal hasadını tamamlayıp sipariş kayıtlarına başlayacağız.

5.7.17

“Ham Bal”


Son günlerde bir ürün tanıtımında “ham bal” deyimi kullanılıyor. Tabii bu deyimi merak edenler de biz arıcılara soruyorlar. Ham bal nedir, sizde ham bal var mı?
Bu soruyla ilk kez karşılaştığımda, açıkçası şaşırdım. Türkiye Cumhuriyeti'nin son yayınlamış olduğu Bal Tebliği'nde “ham bal” diye bir tanımlamanın bulunmadığını söyleyebildim.
Nitekim bal tebliğinde; Bal; bal arılarının çiçek nektarlarını, bitkilerin veya bitkiler üzerinde yaşayan bazı canlıların salgılarını topladıktan sonra, kendine özgü maddelerle karıştırarak değişikliğe uğratıp, bal peteklerine depoladıkları tatlı maddeyi,
Bal orijinine göre ;
– Çiçek balı ; arıların bitki çiçeklerindeki nektarlardan ürettikleri balı,
– Salgı balı; arıların bitkilerin canlı kısımlarından veya bitki üzerinde yaşayan canlıların salgılarından ürettikleri balı,
Piyasaya sunuluş şekline göre;
– Petekli bal; petek içinde piyasaya sunulan balı,
– Doğal petekli bal; tamamıyla arılar tarafından üretilen doğal peteği içinde tüketime sunulan balı,
– Temel petekli bal; gerçek balmumundan çeşitli metotlarla, iki tarafı preslenerek hazırlanmış, sterilize edilmiş, işçi ve erkek
arı petek hücrelerinin temelini teşkil eden ince levha şeklindeki peteği içinde piyasaya sunulan balı,
-Süzme bal; ortam sıcaklığı 35 o C’ı geçmeyecek biçimde petekli balın santrifuj metodu veya dinlendirilerek süzülmesi ile
elde edilen balı,
– Kristalize süzme bal; kristalizasyon metotlarının herhangi birine tabi tutularak veya balın kristalleşmesi için herhangi bir
işleme tabi tutulmaksızın tamamen veya kısmen şekerleşmiş, krema ve fondan kıvamdaki balı,
– Pres bal; petekli balın basınç altında ortam sıcaklığı 40 oC’ı geçmeyecek biçimde sızdırılması ile elde edilen balı,
-Fırıncılık balı veya Sanayi balı; kendine ait doğal koku ve tada sahip olmayan, fermentasyona başlamış, ısıtılmış,
HMF miktarı, diastaz sayısı 6 ncı maddedeki l bendindeki şartlara uymayan direkt olarak insan tüketimine sunulamayan balı” tarif eder.
Bu tanımlamanın içinde yer almayan “ham bal” deyişi zihnimi oldukça meşgul etti. Nitekim sosyal medyada (hadi açıkça söyleyeyim Face'te sık sık tekrarlanan bir reklam) reklamın altına soru attım. Aldığım cevap beni tatmin etmedi. Cevap: Pastörizasyon işlemi yapılmadan doğrudan kullanılan bal olduğu ifade edildi.
Tahminim; arıcılık ve bal üretimi konusunda bilgi sahibi olmayan bir reklam yazarının, ya da yabancı bir reklamı Türkçeye çeviren bir mantığın ürettiği yeni bir kavram.
Bu ifadeyi, küçümsemek ya da alay etmek için kullanmadım. Çünkü; çeviri için Büyük Türkçe Sözlüğe baktığınız zaman
ham    Far. ¬¥m 
sf. 1. Yenecek kadar olgun olmayan (meyve), olmamış: Ham elma. 2. İşlenmemiş (madde): Ham petrol. 3. İdmansız: Ham vücutla ancak bu kadar koşabilirim. 4. mec. Gerçekleşme kolaylığı veya imkânı olmayan: Ham hayal. Ham teklif. 5. mec. Kaba, toplum kurallarını bilmeyen, incelmemiş: Ne ham adam!
 Güncel Türkçe Sözlük “ ifadesini görürsünüz. Yani; ham kelimesinin ikinci anlamı işlenmemiş maddedir. Ham Petrol deyimini de örnek gösterir.
Ancak işlenmemiş bal için Ham bal deyimi kullanılabilir mi? Ya da Ham Bal deyimi işlenmemiş bal için tam doğru bir karşılık olabilir mi? Bir haberci mantığı ile bunu sorguladığım zaman tam doğru karşılık olmadığını gördüm. Arıcılık konusuna vakıf olmayan, bal üretimi hakkında bilgisi olmayan biri, çeviride böyle bir tanımı kullanabilir. Çünkü. Balın olgunlaşması denilen bir kavram var. Baldaki nem oranına ilişkin bir kısıtlama var. Bal Tebliği, petekli balın yüzde 80 oranında sırlanmasını şart koşar.
Arıların bal üretimini bilenler, arıların çiçeklerden toplayıp getirdiği nektarı, işleyerek belli bir nem oranına düşürür ve sonra petek gözündeki balı sırlar. Sırlanmış bal, olgunlaşmış baldır. (Gezgin arıcıların bazılarının yapmış olduğu yanlış bir uygulama vardır. Arıyı kata çıkarmaz, balın olgunlaşmasını beklemez. Akşam kontrolünde arının nektarı (balı) petek gözüne bastığını görür; o peteği süzüp tekrar arıya verir.)
Balın olgunlaşması diye bir kavram olduğuna göre, Türkçe sözlükteki Ham kelimesinin birinci karşılığı dikkate alınmalıydı.
Tamam Türkçemize sahip çıkmıyoruz, dilimizi koruyamıyoruz ama böyle bir kavram kargaşasına düşmenin de gereği yok.

Kısa sözcüklerle derdimizi anlatmaya çalışacağız, çarpıcı olacağız diye yanlış bir kavramı, arıcılığın, bal üretiminin içine katmayalım. İşlenmemiş doğal bal deyin, doğal bal deyin, pastörize edilmemiş deyin ama ham bal deyiminde ısrar etmeyin. Tüm arıcıların sattığı bal, bu mantığa göre, ham baldır zaten.

4.7.17

POLEN ANKETİ

Polen satışlarımız tamamlanmak üzere. Polen alan arkadaşlarımız polenlerini kullanmaya başlamışlardır umarım. Polenin ellerine ulaşım şekli, polen kullanımından memnun kalıp kalmadıkları gelecek seneki çalışmalarımızı etkileyecek, bizi yönlendirecektir. Bu konuya ilişkin olarak hazırladığım anketi cevaplandıracak arkadaşların yorumlarını bekliyorum. Yorumların tamamı benim için değerlidir. Yorumlarınız için hepinize şimdiden teşekkür ederim.

            3.7.17

            Küçük Şeyler (arşivimden)


            Bugün, memleketi kurtarmaktan, siyasetten, “Büyük işler”den söz etmek istemiyorum.
            Nasılsa “herkes” büyük işlerden söz ediyor, büyük konuşuyor. Ancak küçük işler de ihmale gelmez. Sözüm meclisten dışarı, herkes çöpü önemsemediği için rastgele bir yere atar, bir süre sonra memleketi “mok” götürür, o zaman akıllar başa gelir. Siz nasılsa o günleri yaşayarak gördüğünüz için başka bir küçük şeyden söz edeyim. ARILAR!
            Her ne kadar ben büyük harflerle yazsam da minicik hayvanlardır. Einstein, arıların yok olması halinde; insanlığın da 4 yıl içinde yok olma noktasına geleceğini söylemiş. Tabii ben Einstein değilim, o kadar büyük laf söyleyemem. Söylesem de ciddiye alınmaz. Ama size küçük küçük bilgiler vereyim.
            Bir bal arısı, bir seferde 50-100 çiçeği ziyaret ederek polen toplar. Güçlü bir koloni, bulunulan bölgenin bitki yapısına göre 30-40 kilograma kadar polen toplayabilir.
            Yine arıların bir kilogram bal yapabilmesi için; 40 bin arının 6 milyon çiçeği ziyaret etmesi gerekmektedir. Yani sizin anlıyacağınız, arılar küçük mucizelerdir.
            Küçük mucize arıların en bilindik ürünü bal, besleyici, sağlık kazandırıcı bir gıda maddesidir. Biyolojik zayıflığı ortadan kaldırır, stresi azaltır, iştahı açar, (Tüketim şekline göre; kilo aldırır veya kilo verdirir), mide ve bağırsak hastalıklarına iyi gelir.
            Son zamanlarda öğrendiğimiz polen, gördüğünüz, görebileceğiniz en iyi bitkisel proteindir. 35 gram polende, iki kilogram kırmızı ette bulunan protein kadar protein vardır. Bir çok hastalığın tedavisinde kullanılır.
            Son zamanlarda kendisinden sıkça sözü edilen bir arı ürünü de arı sütüdür. Arı sütünün yararını anlatmak için şu basit kıyaslama yeterlidir zannederim. Kovanda görev yapan işçi arının ömrü, bal sezonunda ortalama 45 gün iken, sadece arı sütü ile beslenen ana arının ömrü 6 yıla kadar çıkabilmektedir.
            Arıların en değerli ürünlerinden biri de propolis’tir. Eski Yunanca’da (kentin koruyucusu) anlamına gelen propolis, arılar tarafından bazı bitkilerin filiz ve tomurcuklarından toplanır. Reçine gibi yapışkan olan bu madde kovan için en hayati üründür. Antibakteriyel, anti mikrobiyal, anti fungal… vb özelliklere sahip propolis için Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Orhan Değer, “Balın değerini 1 olarak kabul edersek, polenin değeri 2,5, propolisin değeri 10’dur” demektedir.
            Arı’nın zehirinin de şifa kaynağı olduğunu hatırlatmak isterim.
            Pekii, bu küçük mucizeler hakkında anlattıklarım sizce yeterli mi?
            Hayır, daha yeni başladık diyebilirim. Arıların en büyük yararı, bitkisel üretimde sağladığı artış alanındadır. Bu konuya devam etmeden önce sizlerle kısa bir alıntı paylaşayım;
            Arilarin yararları bununla da bitmez, bitkisel üretimde çiçekten çiçeğe dolaştıkları  için tozlaşmayı (bitkilerin döllenmesini) arttırırlar. Örneğin sebze ve meyve üretiminde verimi 4-5 katına çıkartırlar. Yapılan araştırmalarda arıların bitkisel üretime katkılarının bal ve balmumu üretiminden elde edilen gelir toplamından 143 kat daha fazla olduğu sonucu çıkmıştır. Arıların bitkisel üretime yaptıkları katkılar sebebiyle ABD, Kanada ve Avustralya'da plantasyon alanlarında ari kolonilerinin kiralandığı ve pek çok arıcının bu yolla arıcılıktan elde ettiğine yakın gelir sağladığı da bilinmektedir.” (Türkiye’de 1966-1986 yılları arasında Arıcılığa genel Bakış, sa:6, Araş. Gör. Harun Tunçel, AÜ Basımevi, Ankara, 1992)
            Tarım Bakanlığı verilerine göre; arının girdiği alanda, ayçiçeğinde tane doluluk oranı en az yüzde 40 artmaktadır. Kiraz ve badem bahçelerinde arının olmadığı ortamda meyve tutum oranı yüzde 7-8’lerde kalırken, arının girdiği bahçelerde meyve tutum oranı yüzde 90’ı geçmektedir. ABD’de yapılan araştırmalarda, Arı ürünlerinden elde edilen gelirin toplamının 10 katı gelir, tarımsal üretim artışı ile sağlanmaktadır.
            Buraya kadar anlattıklarım, küçük mucize dediğim arıların bizler için yapabilecekleridir. Ancak gerçekten yapabiliyorlar mı? dediğiniz zaman, arılardan çok kendimiz için üzücü haberler vermek zorundayım.
            Olayın birinci boyutu, tarım ilaçları ve ilaçlaması. Örneğin ayçiçeğinde GDO’lu ürünler piyasayı sarınca, GDO’lu tohumla yetiştiricilik yapmaya başlanınca, arılardan randıman alamıyoruz. GDO, bizim için ne kadar zararlıysa; arılar için de o kadar zararlı. 2014 yazında Trakya’da binlerce koloni arı öldü. Sebebi mi, ilaçlı tohumlar. Tohumlara zarar gelmesin diye kontakt ilaçlama yapılmış tohumların yetişmesinin ardından ayçiçeği tarlasına giren arılar zehirlenip telef oluyorlar. Düşünün, tohumdaki zehir, ayçiçeğine geçiyor. Aslında bu, bizim için de kara haber. Arılar, küçük olduğu için zehirden daha çabuk etkileniyor ama aynı zehiri, bizim de aldığımızı düşünürseniz durumun vahametini anlarsınız.
            Olayın bir de arıcı boyutu var. Arıcının emeğinin karşılığını alamaması, arıcıyı yanlış uygulamalara yöneltiyor. Arıya, şeker şurubu ya da glukoz şurubu vererek üretimi arttırmaya çalışmaları, insan sağlığı açısından zararlı sonuçlara neden oluyor.
            Tarımsal üretimde, hormon yerine arının kullanılması bizleri hem zehirden koruyacak, hem de sağlıklı bol üretim imkanı sağlayacaktır. Pekii bu konuda mevzuat ne diyor?

            Bakın, küçük şeyleri anlatalım dedim ama sonuçta, ülkemizdeki tarımsal üretime ve insan sağlığına geldik…. Daha sağlıklı nesiller yetiştirebilmek için küçük şeylere de dikkat etmemiz gerekiyor galiba.